YILDIRIM ROTBALANS
YILDIRIM ROTBALANS

SON DAKİKA

SivasTime
728X90 Banner Reklam Alanı Kodu

Papur : “Ozan kültürü çok ağır. Türkiye’de ozan yok, âşık var.1600 yılında sonra ozan nesli kesildi.”

Papur : “Ozan kültürü çok ağır. Türkiye’de ozan yok, âşık var.1600 yılında sonra ozan nesli kesildi.”
Bu haber 16 Aralık 2019 - 14:21 'de eklendi ve 78 views kez görüntülendi.

Sivas Eğriköprü Dergisi için 2018 yılında Sayın Papur ile güzel bir röportaj yapmıştık. Bunu yayınlıyoruz.

 

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Sivas Kangal kazası İğdeli Köyü’ndeyim. 1952 doğumluyum.1 çocuk babasıyım.1964 yılında her köylü çocuğu gibi gurbete geldim. O günden bugüne kadar İstanbul’dayım. Karınca kararınca mücadele etmekteyim. Çeşitli işyerlerinde çalıştım. En son İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde işçi olarak emekli oldum. Bu arada çok sevdiğim bağlamayla da uğraştım.

1972 yılında askere gittim,74 yılında terhis oldum. Sazımla sözümle Türkülere daha çok sarıldım. Halk konserlerine katıldım. Birçok ozanla birlikte konserlere katıldım ve birkaç isim vermek istiyorum: Âşık Daimi, Âşık Kul Ahmet, Âşık Yoksuli, Muhlis Akarsu, Âşık İhsani Sırlıoğlu, Âşık Mahzuni Şerif.

 

Abdullah Papur ile ne zaman tanıştınız?

Abdullah Papur ve bağlamamla 8 yaşında tanıştım. O dönemlerde çok etkilenmiştim. Halende etkilenmekteyim.1970’den bu güne kadar birçok il ve ilçe dolaşarak konserler yaptık.6 defa söylediğim sosyal içerikli türkülerden dolayı yargılandım.3 defa cezaevinde yattım. Adana kapalı Cezaevi, İstanbul Cezaevi, İzmir Buca Cezaevi ‘nede kaldım. Sıkıyönetim mahkemelerinde defalarca yargılandım. Ama beratla sonuçlandı. Cezaevinde yattığım günler yanıma kar kaldı. Kısacası vermiş olduğum ezilen halkın mücadelesinde, suç unsuru görülmediğinden yargılamalarım sonucunda berat ettim. Kısacası sazımla sözümle ezilen halkın mücadelesine can bedenden çıkana kadar devam edeceğim.

1968 de yatağımı yorganımı sırtlandım Rızkımı temin etmek için İstanbul’a gurbete çıktık. Biliyorsunuz topraklarımız verimli değil. Hala devam ediyoruz.30 senede İstanbul Büyükşehir’de hizmet ettim.2007 yılında emekli oldum.

Yılda bir kaça kere memleketim Sivas’a geliyorum. Havasına suyuna hayranım. Ama ne yazık ki aynı güzelliği insanlarda göremiyorum. Bunu samimi olarak söylüyorum.

 

Saz çalmaya nasıl başladınız?

Rahmetli dedem güzel saz çalardı. Adı Abdullah idi. Âşık Veysel bizim köye gelirdi. Çamşıh’ın Çaman Köyü var. Orada Ali ağa vardı. Âşık Veysel Ali ağanın yanına gelerek saz çalmayı öğrendi. Gelirken bizim köyün altından geçerdi. Dedem çok güzel saz çaldığı için Âşık Veysel bizim eve çok gelirdi. Rahmetli Veysel baba dedemin yanında sazı eline almazdı. O zamanlar saygı vardı, iyi çalanların yanında saz çalınmazdı. Şimdi 10-15 yaşındaki çocuk eline sazı alıyor ve ayak ayaküstüne atarak saz çalıyor. Saygı kalmadı. Âşıklık geleneğinde ilk şart saygıdır.

Âşık iki türlüdür. Birinci halk âşıklığı, ikincisi hak âşıklığıdır. Önemli olan bunların ikisinin de olmasıdır.

Birde bunların dışında para âşıklığı da var. Hiç unutmuyorum bir gün İstanbul’dayız. Karslı Lokman ağa isimli biri vardı.85-90 yaşlarındaydı. Şiirde yazıyordu. Kangallı Âşık Biçare vardı.75-80 yaşlarındaydı. Âşık Biçare; ‘ Lokman ağa bizleri nasıl görüyorsun?’ dedi.

Lokman ağada; ‘ oğlum nasıl göreyim sen para aşığısın, Hasan Papur’da halk aşığı, o halkı bulmuşta Hakkı arıyor’ dedi.

Bize dönerek ben bunu kendiliğimde demiyorum bana bunu bir söyleten var dedi. Bunun üzerine Aşık Biçare kıp kırmızı oldu ve cevap veremedi.

Dedemin adı da Abdullah Papur idi. Amcam oğlunun adını Abdullah koydu.

Amcam oğlu Abdullah Papur’un hakka yürüyüşü beni çok etkiledi. 42 yaşında vefat etti. Aramızda 7 yaş var.

Rahmetli amcam beni cemlere çok götürürdü. O zamanlar babam rahatsızdı. O dönemlerde cemler üç gün gece gündüz sürerdi. Cemler genellikle kış mevsiminde yapılırdı.  Sabaha kadar sürerdi. Akşam tekrar başlardı.

Rahmetli amcam ve Abdullah Papur cemde zakirlik çok yaptı. Ben zakirlik yapmadım. 16 yaşında İstanbul’a geldim. Maksim Gazinosu’nda bulaşıkçı olarak işe başladım, daha sonra komi oldum. Fahrettin Aslan gazinonun sahibiydi. Beni bulaşıkçılık yaparken izlemiş, bunu salona alın dedi. Zayıftım ama komiliği becerdim. 3-5 ay sonrada garson oldum.

O dönemler meşhur sanatçılar geliyordu:  Nezahat Bayram, Muzaffer Akgün, Nuri Sesigüzel.

Ben Muzaffer Akgün’ün odasında saz çalarken rahmetli Akgün kapıda durup beni biraz dinlemiş. Odaya girince ben hemen saz çalmayı durdurup ayağa kalktım, sen nerelisin diye bana sordun? Ben Sivaslı’yım dedim. Bana akşamları benim saz gurubumda çal dedi. 3. günü beni saz gurubuyla tanıştırdı. O grupta Şarkışlalı İhsan Öztürk’te vardı, baş bağlamacıydı, yıl 1969 du.

Âşık Mahzuni ve Âşık Daimi ile tanıştım. Âşık Daimi bizim yakın köylümüzdü.

 

Ozanlık hakkında neler söylemek istersiniz?

Ozan kültürü çok ağır. Türkiye’de ozan yok, âşık var.1600 yılında sonra ozan nesli kesildi.

Âşık Daimi’nin yanına gittim, biraz çaldım ve kendisinden ders almak istediğimi söyledim. Âşık Daimi senin ders almana gerek yok, bizim her hafta konserlerimiz oluyor gel seni oraya çıkartayım dedi.

Aşık Mahzuni, Aşık Daimi, Bilal Bozdoğan, Gülbin Kılıç, Rıza Aslandoğan  ile yakın anlarım oluyordu.

Ben biraz çevre edinip durumumu düzeltmiştim. 1969 yılında Abdullah Papur İstanbul’a geldi. Abdullah’ı da bunlarla tanıştırdım. Tepebaşı Gazinosu vardı. 500-600 kişilik salonu vardı.

Orada program vardı. Ben Abdullah’ın da programa çıkmasını istedim. Onlarda çok yoğun olmaz sıra gelmez dediler. Bende o zaman benim yerime çıksın dedim. Zorla kabul ettirdim. Rahmetli sahneye çıktı. Ortalık yıkıldı. Kendi türkülerinden iki tane söylemişti. İsteriz isteriz diye seyirciler tempo tuttular.

Abdullah Papurla program yapmak isteyenler hemen çevresini sardı. Böylece Abdullah Papur başlamış oldu.

Bundan sonra Abdullah Papur ile birlikte programlar yaptık. Posterlerimiz Papur kardeşler diye asıldı.

 

Abdullah Papur’un plak çıkarması nasıl oldu?

Bizim mahalle bekçisi vardı. Muharrem İğdeli. Bunun plak şirketleriyle arası çok iyiydi. Muharrem İğdeli Abdullah Papur’u alıp plak şirketlerine götürdü.

Abdullah’ı dinlediler ve beğendiler. Plak çıkarmaya kara verdiler. Ben hem gazinoda çalışıyorum hem de Abdullah’ı oraya buraya götürüyordum. Kendisi bu konularda biraz tutuktu.

Amma programa başladığı zaman tutukluğu kalmıyordu.

‘ Şu köylünün haline bak haline’ adlı plağı çok tuttu, yıl 1970.Ben de 1971 yılında ‘ Yeter gel sevdiğim ‘ adlı bir plak yaptım.

O günlerde özden candan bir bağlılık vardı. Samimiyet vardı. O dostlukları çok arıyorum. Bu yalan dünyadan hiç lezzet alamıyorum.

 

Abdullah Papur ile olan bir anınızı anlatır mısınız?

Yıl 1976, Ankara’dayız. Gençlik Parkı’nda Abdullah Papur ile oturuyor Vatan Gazetesi almış okuyoruz. Bir grup genç yanımıza gelerek okuduğumuz gazeteye müdahale eti. Bu solcuların gazetesi dediler. Gazetenin solu sağımı olur dedik. Gurup gittikçe kalabalıklaştı.

Bu gazeteyi okumayacaksınız deyince rahmetli Abdullah siz kimsiniz, ben istediğim gazeteyi okurum dedi. Kavga çıktı. Biraz hırpalandık.1979 da da benzer bir olayı İzmir’de yaşamıştık.

O zamanlarda İstanbul’da her hafta 2-3 konser olurdu. Cuma, cumartesi, Pazar. Şimdi iki üç ayda bir kez konser yapılıyor.

1990 an kadar konserler tüm hızıyla devam etti. 1990’dan sonra internetin hızlı yayılışı nedeniyle konserler azaldı.

 

Abdullah Papur en çok kimlerden etkilendi?

Babası başta olmak üzere, Pir Sultan Abdal şiirleri ve türkülerİ, Âşık Mahzuni Şerif. Bu üçünden çok etkilendi.

Abdullah Papur 1970 e kadar usta malı okudu. Daha sonraları kendi yazdıklarını okudu.

 

Kaç plak çıkardınız? Maddi anlamda kazanabildiniz mi?

Plak şirketleri fazla kazanmamıza müsaade etmiyordu. Fazla masraf gösteriyorlardı. % 10- 20 sini ancak verebiliyorlardı.

Şimdi bandrol yasası var. Satışlar bilinebiliyor. O zamanlar öyle değildi.

 

Abdullah Papur hakka yürümeden ne kadar önce son kez görüştünüz? Neler konuştunuz?

En son konseri İstanbul Kartal’da yaptık.1 ay sonra ağustos ayında onu trafik kazasında kaybettik. Yıl 1988 idi.

O bizlere daha çok şeyler verecekti. Ama erken kaybettik. Son kasetinde  ‘ Hak la ilahe illallah’ adlı duvaz vardı.

Hak için çalışanlar, halk için yazanlar hep bedel ödediler.

Abdullah Papur 1976 da adana Ceyhan Cezaevi’nde daha sonra 1977 de Divriği Cezaevi’nde yattı. Ben Feyzullah Çınar, Âşık Kul Ahmet ile birlikte Adana Cezaevi’nde yattım. Oraya girdiğimde Yılmaz Güney’inde orada olduğunu gördüm. Âşık Yoksuli ile Abdullah Papur Ceyhan’da idi.

Adana cezaevinde Celalettin adında zalim bir müdür vardı. Ona karşı cezaevinde bir isyan çıktı.

3 ay orada hapis yattık ve çıktık.

Abdullah Papur 6 kez hapiste yattı. Bende 4 kez hapsi yattım.

Suç bulamıyorlardı. Gayeleri yıldırmaktı. Ama bu bizi daha da davamıza sarılmamız için kamçıladı.

Çetinkaya’nın çıkışında Alançayır civarında arabayla giderken kaza yapıyorlar. Dümdüz yolda araba üç takla atıyor. Yanındaki iki kişinin burunları kanamıyor. O iki kişiyi hala göremiyorum.

1988 Kasım ayında birini Ankara’da gördüm. Ozanlar derneğindeydim, oranın başkanı bu Hüsnü İyidoğan diye o kişiyi bana gösterdi. Kendimi tanıttım konuşmak istediğimi söyledim. Adam hemen kalktı gitmek istedi. Hemen döneceğim dedi.Bunlar beni kuşkulandırdı. Rahmetli için 4 ağıt yaptım.

Abdullah Papur vefat ettikten sonra biraz yılgınlık geldi. Sonra kendi kendimi teskin ederek yoluma devam ettim.

2 plak , 10 adet kaset, 2 CD yaptım.1000’e yakın eserim vardı. Bunları 250’ye düşürdüm.

Neşet Ertaş ta 2000 adet eserini MESAM’a vermiş. MESAM bunu 250’ye düşürmüştü. Eserler bir başka esere %50 benzediği zaman onu kabul etmiyorlar. Hala türküler ve ağıtlar yapıyorum. Gücüm yettiğince dilim döndüğünce yazmaya devam edeceğim.

 

Papur nedir?

 

Dedem Nuh’un gemisine Papur denilir diyordu. Köylerde ise patika yoluna deniliyor

 

Keşke göçmeseydim diyor musunuz?

Demiyorum. Cehaletin olduğu yerde fazla durmamak lazım. Cahil adam çok cesur olur. Köylerde bir tavuk için kavgalar çıktığına tanık oldum.

 

Sizden sonra bu geleneği devam ettiren var mı?

Rahmetlinin iki oğlu var. Ercan Papur , TV lerde program yapıyor. Üretimi biraz az. Baki Papur var. Sesi çok güzel. Yazsalar daha da iyi olacak.

Sivas ta birlik ve beraberlik sizce nasıl?

Vali ve belediye başkanı herkese aynı gözle bakmalı. Kimseyi ötekileştirmemeli. 2-3 sene önce İstanbul’da Sivas Günleri’nde belediye başkanı ile kısa bir hasbıhalimiz oldu. Sivas’a gelince gel görüşelim, orada bir dinleti yaptıralım dedi.

Sivas’a geldiğimde makamına uğrayıp selam verdim. Kaç gün buradasın bir program ayarlayalım dedi.

Kültür müdürünü aradı… Öyle kaldı… Ben burada ayrımcılık yapıldığını hissettim.

Bu ayrımcılığın yok edilmesi lazım. Böyle devam edince de sürekli göç veriliyor. Küçük olsun benim olsun düşüncesinde olanların olduğuna ve hâkim olduğuna inanıyorum. 3 senedir ben neden çağrılmıyorum? Ayrımcılıktan dolayı diye düşünüyorum.

 

Dergimiz hakkında neler düşünüyorsunuz?

Çok güzel bir hizmet veriyorsunuz. Zor bir şehirde. Bu dergi Türkiye çapında tanıtılacak bir dergi. Valimizin de sizi destekleyip bu dergiyi Türkiye çapında dağıttırması lazım. Mozaik bir dergi. Birleştirici bir yayın anlayışınız var. Size destek olanlar birlik ve beraberliği isteminde samimi olanlardır diye düşünüyorum. Sizi kutluyorum. Size destek şart.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER