YILDIRIM ROTBALANS
SATILIK ARSA

SON DAKİKA

SivasTime

"İKRAR 4 KAPI 40 MAKAM" ÇIKTI
SİPARİŞ WHATSAPP
05336381091

Tahir Aslantaş Dede

MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİĞİN MAYASI DİL

MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİĞİN MAYASI DİL
Bu haber 28 Ocak 2020 - 11:12 'de eklendi ve 127 views kez görüntülendi.

TÜRK  ırkının tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Nuh Peygamberin üç oğlundan biri olan Fes’in yedi oğlunun birisinin adı da Türk ( Tarh-Terah )dır. Kasgarlı Mahmut’Türk adının Türklere tanrı tarafından verildiğini belirterek’’ Türk adının ‘’Gençlik kuvvet, kudret ve olgunluk çağı” manasına geldiğini belirtir. Türk kelimesi Tevrat’ta, Kur’an da ,İran ve Çin kaynaklarında geçmektedir.

Türklerin köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle hakkında araştırma yapanlar, Sümer ve Babil kaynaklarında, tabletlerde Turukku-Türk olarak yazılıdır. Türk adının ‘’Türemekten ‘’den doğduğunu ileri süren fikirlerde vardır. Türklerin ilk yerleşim yeri Orta Asya ve Çin havalisidir. Yapılan savaşlarda Ceyhun nehri sınır olarak kabul edilir. Ceyhun Nehri’nin doğuşuna ‘’ Turan ‘’ batısında ‘’ İran ‘’ denmiştir. Bugün Turancılık veya Turan ülküsü denilen şey buradan kaynaklanır. Türklerin söylediği  ‘’ İran viran olacak bura Turan olacak ‘’ sözü geçmişten günümüze kadar gelmiştir.

Peki, ama şöyle bir soru cevap beklemektedir. İnsanların ırkı ve dilleri nasıl ayrıştı,  bir ana ve babadan gelenler farklı ırklara, milletlere dillere neden ayrıldılar. Kur ’an-ı Kerim’de Hucurat Suresi 49/13.Ayet ‘’ Ey insanlar! Biz sizi bir erekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Hepiniz eşitsiniz.Binaenaleyh,neseble öğünmeyin. Muhakkak ki, Allah indinde en şerefliniz, en ziyade mütteki olanınızdır. Allahü Azimü’ş-şan her şeyi Âlim her şey den haberdardır.”

    Sümer diyarında insanlar Babil Kulesi’ni göklere yükselterek ilahlık sevdasına kapılarak sapkınlık gayreti içersine girerler. Bu küstahlığa kızan Allahü Teâlâ Babil Kulesini yerle bir etmiş birlik halinde olan, tek dili konuşan ve aralarında anlaşan bu topluluğu dağıtarak dilerini de karıştırır. Babil Kulesi, Mezopotamya’nın basamaklı kulesi Ziggurat’tır

Bütün diller aynı doğal ve sosyal olaylar içinde oluşur, doğar, gelişir. Türk Dili de 1300 yıl önceki Kutadg –u Billig’in dili değildir. Kök aynı ama dil sözcükleri değişmiş gelişmiş, törpülenmiş, şekillenmiş sözcükler yumuşamıştır.

Anadolu tarihler boyunca kavimlerin gelip geçtiği uygarlıkların birleştiği bir yerdir. Binlerce yılın içersinden süzülerek gelen kültürlerin sentez olduğu yerdir. Leçelerin zaman içersindeki ciddi değişiklikler geçirdiği bilinmektedir.  Türkçenin de geçmişteki ve günümüzdeki durumu gözden kaçmamalı. Türklerin İslamiyet’e girişiyle ve Kur ’an-ı Kerim’in de Arapça olması sebebiyle bir erozyona uğrayan Türk dili birçok bilgenin cesur ifadeleriyle karşı duruşlarıyla yok olmaktan kendini kurtarıştır.

Arap milliyetçiliği,İslamiyet’in katkısıyla kendini kutsallaştırmış Arapça’yı yaymıştır. Kendi lehçeleriyle konuşan çoğu Araplar bir biriyle güçlükle anlaşabilmektir. Arap Dil Kurumu Fasih Arapçanın korunması için kelime ve terimlere karşılık bularak korumaya alma gayreti içersindedirler. Dinsel tapınaklardaki duaları her ulusun kendi dilinden yapması gerekirken Diyanet İşleri Başkanı buna karşı çıkarak ’Hayır bu olamaz. Örneğin bir Çinli Elham Suresi’ni ’’Çav-çu-çiy‘’diye mi okuyacak’’ diyor. Bu Emevi zihniyeti Arap hayranlığı dinin anlaşılmasını da engellemektedir. Araplar kendileriyle kendi aralarında anlaşamazken biz Türkler hiç bilmediğimiz manası anlamı çözemediğimiz Arapça ile nasıl bir anlaşma, kaynaşma birleşme sağlaya biliniz. Türkçe konuştuğunuz halde bizler yöre ve bölgeler arası diyalogumuz da zorlamanlar yaşarken bir çıkmazla karşı karşıya getirilmek istenmemize bir mana verememekteyiz.

Kur- an-ı Kerim’de ‘’ Biz anlayasınız diye Arapça okumak üzere gönderdik ‘’ diye belirtir. Bu konu hakkında birçok ayet açıklık getirmektedir. Şu’ara Suresi 26/ 195-196, Maide Suresi 5/67, Duhan suresi 44/58-59, İbrahim Suresi 14/4 Ahkaf Suresi 46/12. ,   Müzemmil Suresi 73/20, Yusuf Suresi 12/2, Zuhruf Suresi 43/44

Gerçek İslam Dini ile uydurulan din fark edilmeli hem inançsal hem de soysal yönden etkileşimler deşikliğe neden olmaktadır. Çünkü dil toplumsal bir olaydır. Topluma seslenirken onun diliyle anlaşma sağlanır. Dil anlaşma aracıdır. Hıristiyanlıktaki bütün kargaşa ‘’İncil Latinceden başka dile çevrilemez ‘’ safsatasından doğmuştur.

 Dil ve kültürünü değiştiren topluluklar, başka Milletlerin egemenliğine girerler.  Toplumsal hareket etmek ve muhafaza etmek için denilir ki   ‘’ Aslını inkâr eden haramzadedir ‘’ Dil bir milleti bir arada tutmada önemli bir işleve sahiptir. Çünkü insan konuştuğu dille düşünür, üretir ve düşündüğü gibi davranır. Dilin insan hayatında önemli bir yeri vardır. Dil bir iletişim aracı olmanın yanında, doğrulara ulaşmada önemli bir araçtır. Dil canlı bir varlıktır. Kullanıldığı sürece gelişimini sürdürdüğü, kullanılmadığı zamanda yok olmaya mahkûmdur.

    Kişinin kendi toplumsal tarihini öğrenebilmesi için, kendi dilinde yazılmış olan yazıları okuya bilmesi gerekir. Geçmişine yabancılaşan bir halkın ve kişilerin geleceğinden söz etmek mümkün değildir. Dil ve ekonomik çıkar olmayınca devlet ve topluluklar dağılır gider. Devletleri devlet yapan dilde, fikirde, işte, çıkarda bir olmalarıdır.

Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?’’ Sorusuna Konfüçyüs cevap vermiş. “İşe önce dili düzeltmekle başlardım.  Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmasa yapılması, gereken işler yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa,  adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun iç dirin ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir

Göçebe toplumlar nereye gittilerse oraya kültürlerini ve dillerini de götürmüşlerdir. Almanya’da yaşayan dört milyon Türk “Biz Türkçe eğitim istiyoruz.”dediklerinde kendilerine verilen cevap;” Ne haddinize! Burası Almanya burada Almanca konuşulur, sizde bir an önce Almanca öğrenin ve Alman toplumuna adapta olun! entegre olun!”  Londra’da bir otobüste Türkçe konuşan birine İngiliz’in biri öfkelenerek ‘’ O b.ku konuşuyorsan Türkiye ‘ye dön!’’ diye edepsizce sataşmış, hem yaşlı, hem engeli olan Türk’ü otobüsten dışarı atmıştı. Yeri gelmişken sormak lazım, bizim ülkemizde ki İngilizce sevdası ve hayranlığı neyin nesi. Türkçemiz İngilizceden çok üstün bir dildir.  Onların üstün tarafı, hilekârlıkları ve propagandalarıdır.

Farklı dilde eğitim, Türkiye’nin temeline dinamit koymaktır Ülke adım, adım büyük bir yanlışın içine sürükleniyor. Bu gidişle bu yurdun çocukları ana dilini unutacak. Ne ekersiniz onu biçersiniz, diken ekilen bir tarladan gül bekleyemeyiz. Yabancıların diliyle konuşa konuşa onlar gibi düşünmeye başlandı. Yapmak istedikleri de buydu zaten. Birde yurt dışına öğrenci göndererek öğretim alma hastalığı var. Neymiş orda ilim, bilim daha iyiymiş. Niçin burada ki okullarımız da olmasın ki? İngilizcenin bilim dalı, dünya dili olduğu herkesin kafasına kazılmış çok yanıltıcı ve yanlış bir veridir. Görüyoruz dışarıda eğitim almış diplomalıları, analarını babalarını beğenmiyorlar. Çıktığı kabuğu beğenmiyorlar. Bu nasıl bir eğitim diye sormak ve kınamak gerekmez mi? Böyle okumuş birinden bu ülkeye fayda gelmez..

Her şey çocukluk döneminde şekillenir Genç beyinlerimizi onların eline bırakmak bu milletin geleceğini ihanettir. Dil bireyin doğumuyla kazandığı bir haktır. Bireyin ailede öğrendiği ilk dil ana dildir. Anadilde eğitim çocuğun kimlik, kültürel ve zihin gelişiminde bir yoldur. Diplomatlar, kurmaylar ve devlet için yabancı dil bilmesi gerekenler bilsin. İlk okul çocuklarına yabancı dil dersleri milletimize ve  vatanımıza açılmış bir savaştır.

      Büyük bir din adamı ve gönül insanı Pir Hacı  Bektaş-ı Veli diyor ki ; “Eline , beline ,diline sahip ol.”  Bu derin ve manalı sözlerin anlamı bir insanı , bir toplumu , bir milleti ve bir ümmeti hem bilgilendirir hem de olgun yetkin kamil bir toplum yaratarak mutluluğun , huzurun güvenin ve samimiyetin kaynağını  oluşturur. Bir kişinin elini, dilini, belini kötü ve zararlı şeylerden sakınması manasını içerir. Diğer bir ifade ile de; Eline sahip olmak, yurduna, topraklarına, köyüne, memleketine sahip olmaktır. Beline sahip olmak, çocuklarına, nesline, ata ecdadına ve gelecek kuşkulara sahip olmaktır. Diline sahip olmak ise, konuştuğu lehçeye, dille, Türkçeye sahip olmaktır. Aleviler ve Bektaşiler ibadetlerini de Türkçe yaparak dillerine sahip çıkmışlardır.

       Karaman oğlu Mehmet Bey , “ Bugünden sonra, divanda, dergâhta, barigahta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” diye bir fermanla Türkçeyi resmi dil ilan eder. Fatih Sultan Mehmet Karaman Beyliği’ ni ortadan kaldırınca Türkçe dili Anadolu’da resmi makamlarda konuşulmaz sadece halk arasında konuşulan bir dil olarak bugünlere kadar  gelir. Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e ( Şah Hatayı )  yazıldığı mektupta Türkler ve Türk dili küçümsenir hakaret edilir. Oysa Şah İsmail’in Türkçe yazmış olduğu şiirleri günümüzde büyük bir aşkla okunmaktadır. Diyebiliriz ki, Türkmen Aleviler hem inancını hem dilini her türlü zorlamalara engellemelere rağmen yaşatmışlardır. Dergâhların da ibadetlerin dahi Türkçe yapmışlardır.

1928 yılının Haziran ayında Türk yazısının Latin aslından Türk harfleriyle yazılması işi için Maarif Vekilliği‘nde dokuz kişilik bir encümen kurulur.  Ağustos ayının 9 uncu günü akşamı Cumhur Reisi Gazi Mustafa Kemal İstanbul da Gülhane Parkı’nda verdiği bir söylevde yeni Türk harflerinin kabulünü herkese bildirir. Ve der ki; ‘’ Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Dinin, insanın yaşamında birçok şeye etki etiği gibi dile de etkisi büyüktür. Cumhuriyet döneminde ilk Türkçe hutbeyi Mustafa Kemal Atatürk 07.02.1923 ‘de Balıkesir Zağanos Paşa camiinde okur. İstanbul Göztepe Cami imamı Cemalettin Efendi 1926 yılında Ramazan’ ın birinci ve ikinci haftasını, Cuma namazlarını Türkçe olarak kıldırır. “ münevver  bir hocamız Türkçe namaz kıldırdı” başlığıyla ön sayfadan gazeteler kamuoyuna duyurur.

22.01.1932 ‘de ilk Türkçe Kur’an-ı Kerim,Yerebatan caminde Hafız Yaşar tarafından okunur. 30.01.1932 ilk Türkçe ezan Fatih Camiinde okunur.06.02.1932 Süleymaniye Camiinde Türkçe  hutbe okunur. 18.07.1932 ezanın Türkçe olarak okunması bir kanunla mecburu hale getirildi. 16.06. 1950  DP ezanın Arapça okunmasıysa ilgili yasayı kaldırır tekrar Arapçaya dönüş olur…

Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu kurulur. Kurucu Genel başkanı Atatürk’tür Korucu Başkan İsmet İnönü’dür. Türk Dil Kurumunun amacı ;” Türk dilinin özleşmesini, , arılanmasını, gelişmesini, güzelleşmesini ve böylece yeryüzü dilleri arasında kendine yaraşan yüksekliğe ulaşmasını sağlamaktır.”Kurum bu amaca varmak için dil kaynaklarını araştırıp ortaya koymaya, Türk Dilinin tarih boyunca gelişmesini aydınlatmaya çalışır. Orhun, Uygar ve Çağatay gibi eski Türk dilleri üzerinde çalışmalar yapar.

Anayasanın 42. Maddesi ,’’ Türkçe ‘den başka hiçbir dil , eğitim ve öğretim kurumlarına Türk vatandaşlarına anadilleri olarak  okutulamaz  ve öğretilemez.”   3. Maddesinde ‘’ Dili Türkçedir.” hükmü vardır Anadilde eğitim evrensel bir haktır.  Parasız bilimsel laik anadilde eğitim olmalıdır. Yani bir milletin asimile olmamak ve geçmişine sahip çıkması için kişinin anadilde eğitim alması şarttır. Her şey çocukluk döneminde şekilleniyor, şimdi ne isek hepsinin temeli çocukluk dönemidir.

Kenan Evren ve arkadaşları 1982 Anayasası’nın 134. Maddede sine dayanarak 17. Ağustos 1983 ‘de Danışma Meclisi’nden çıkarılan 2876 sayılı yasayla Türk Dil kurumunu kapattılar. Yeniden düzenleme süsü verdiler.

Atatürk’ün 10 kasım 1938 günü sabahı söylediği son sözleri ‘’saat kaç’’ olarak bilinir. Oysa biraz sonra şuurunu kaybetmeye başlarken sürekli olarak tekrarlandığı sözler ‘’Aman dil! Aman dil! …’’ olmuştur. Türk Dil Kurumu’na sahip çıkılmasını vasiyet etmiştir.

          Milletleri millet yapan ve yaşatan temel unsurların en önemlisi dildir. Milli birlik ve beraberliğimizin var olmanın mayası harcı konuştuğumuz iletişime geçtiğimiz dilimizdir. Farklı inançlar, farklı fikir ve düşünceler olabilir ama konuştuğumuz dil aynı olmalıdır. Türkçe dili her türlü ihmale rağmen geçmişte olduğu gibi günümüzde de Alevi Türkmenler sayesinde ayakta durabilmektedir. Milletlerin bugün yaşadığı buhranın temelinde mili kültürün, insan sevgisinin, dil birliğin ve terbiyenin ihmal edilmiş olması yatmaktadır. Dini ve sosyal ilişkilerimizde düşüncemizi sözlü ve yazılı anlata bilmekten geçer atasözümüzün dediği gibi ;    “Dilin pek, elin tek belin berk tut.”

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER