YILDIRIM ROTBALANS
SATILIK ARSA

SON DAKİKA

SivasTime

"İKRAR 4 KAPI 40 MAKAM" ÇIKTI
SİPARİŞ WHATSAPP
05336381091

Koca Haydar – ( Divriği – Sarıçiçek Yaylası)

Koca Haydar – ( Divriği – Sarıçiçek Yaylası)
Bu haber 12 Aralık 2019 - 13:06 'de eklendi ve 378 views kez görüntülendi.

Seyyid Koca Haydar beylikler döneminde yaşamış misyoner bir derviştir. Sivas’ı Divriği üzerinden Malatya’ya bağlayan Sarıçiçek Yaylası’nda bir tekke açmış yöre halkını aydınlatmıştır.

Koca Haydar Yatırı, Divriği ile Kemaliye (Eğin ) kazalarının müşterek yaylası olan Sarıçiçek Yaylası’ndadır. Harmancık /Sarıçiçek Dağı’nın eteklerinde ve Koca Haydar mevkiindedir. Koca Haydar Türbesi’nde bulunduğu dağın eteklerinde Duruköy ( Arege) , Akpelit (Gemhu ) , Atmalıoğlu, Ortaköy, Dilli, Ağılköy… gibi yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Duruköy’den Koca Haydar Yatırı’na giderken dağ yolunun çeşitli yerlerinde kaldırım taşlarından yapılmış yol izlerine rastlarsınız. Halk buraya ‘ Sultan Murat Caddesi ‘ adını vermiştir.112

Yine türbeye yakın olan düzlüğe de ‘ Ordu Düzü’ demektedir. İnanışa göre 4. Murat, Sivas üzerinden ( 23 Mayıs 1635 ) , Erzurum yoluyla ( 3 Temmuz 1635 ) Revan seferine ( 26 Temmuz 1635 )  giderken bu yoldan geçmiştir. O nedenle halk buraya ‘ Sultan Murad Caddesi ‘ ismini vermiştir.

Koca Haydar Yatırı üzerindeki menkıbeler bu nedenle Sultan Murat etrafında gelişir. Halkın Sultan Murat Caddesi olarak adlandırdığı bu yol, Revan Seferi sırasında asıl geçiş yolu olarak kullanılmamış olsa bile, ordunun lojistik desteği için kullanılmış olabilir. Osmanlılar döneminde Sivas’ı Divriği’ye ve buradan Eğin’e ve Arapkir’e bağlayan yol Sarıçiçek Yaylası’ndan geçmekteydi. Bugün bile Divriği-Arapkir yolu Sarıçiçek Yaylası’nın eteklerinden geçmektedir. Divriği’yi Malatya ve Elâzığ’a bağlayan en kısa yoldur.113

 

KOCA HAYDAR TÜRBESİ

Biraz önce de belirttiğimiz gibi Koca Haydar Yatırı, Harmancık Dağı’nın eteklerindeki Koca Haydar mevkiinde bulunmaktadır. Türbe, Ortaköy e ve Atmalıoğlu’na oldukça yakındır. Bu köyler Divriği’ye 40 km kadar uzaklıktadır.

1968 yılına kadar ahşap olan türbe, 1968 yılında yıkılarak kesme taşlardan yeniden yapılmıştır. Selçuklu kümbetlerine benzetilmeye çalışılan türbenin konik kubbesi sacla kapatılmıştır. Türbe içerisinde mezar taşı kitabesi bulunmayan bir sanduka bulunmaktadır. Türbenin duvarında ise, koca Haydar’ın torunu Seyit Dehman’a ait mezar taşı kitabesi vardır. bu kitabe daha önce türbe içerisindeki mezarın başında mıydı, bilemiyoruz.

Kutsallığına inanılan mezar taşı, kitabesine o kadar el sürülmüş, o kadar öpülüp koklanmıştır ki, yazılar okunamaz hale gelmiştir. Kitabede ‘ Şeyh Dehman ibni Seyyit Şeyh İsmail ibni Seyyit Şeyh Koca Haydar ruhuna Fatiha ’ sözleri bulunmaktadır.

Mezar taşında tarih bulunmadığı için bu zatların hangi tarihte yaşamış olduklarını bilemiyoruz. Yalnız mezar taşında geçen Dehman/Dehmen kelimesi, İran Şahı Tahmasp (1524-1576)‘ın Türkmenler arasındaki adıdır. 114.

  1. yüzyıldan önce bu ada rastlamıyoruz. Öyleyse Koca Haydar’ın torunu Şeyh Dehmen, bu adı 16. Yüzyıl sonlarında almış olmalıdır. Koca haydar ise 15. Yüzyılda Fatih döneminde (1451-1481) veya 2. Beyazıd’ın saltanat döneminde (1481-1512) yaşamış olmalıdır.

Pir Sultan mahlaslı bir şiirde Şah Tahmasp’tan ‘ Dede Dehmen ‘ diye bahsedilir:

Pir Sultan’ım eyder , ey Dede Dehmen

Kendine cevret de andan gel heman  115

Biraz sonra göreceğimiz gibi Koca Haydar’ın menkıbevi hayatı 1635 li yılları bulur. Bütün menkıbeler 4. Murat etrafında yoğunlaşır. iş bununla da bitmez. Koca Haydar birden bire 13. Yüzyıla döner ve Hacıbektaş Veli ( 1208-1271 9 zamanında yaşamaya başlar.

Bizce koca haydar beylikler dönemin yaşamış bir misyoner derviştir. Halkı irşat etmek için tahminen 15. Yüzyılda buraya gelmiş ve bir tekke açmış olmalıdır.

  1. murat dönemine mal edilen menkıbeler bizi aldatmamalıdır. İbrahim Aslanoğlu, bana göndermiş olduğu bir mektupta bu adak yeri için şöyle diyordu: ‘’ Bu ziyaretlerden en önemlisi, Koca Haydar’dır…’’116

 

Türbeye bağlı uygulamalar

 

Koca Haydar Türbesi, İbrahim Aslanoğlu’nun da belirttiği gibi ziyaretçisi çok olan bir türbedir. Adak adayanlar, çocuk sahibi olmak isteyenler ya da türbeyi rüyalarında görenler burayı ziyaret ederler. Bunun dışında her yıl ilkbaharda ve sonbaharda Koca Haydar Yatırı topluca ziyaret edilir. Türbeye haziran ayı içerisinde Akpelit ( Gemhu) , Ağıl, Bizmişen, Ağıllar, Dilli, Atmalıoğlu, Ortaköy, Selimoğlu, Handere, Konak, Hacı Boşlar ve Dejdekar köyleri topluca gelirler.

Toplu ziyaretlerin Akpelit halkı için özel bir yeri vardır. Çünkü Koca Haydar, kendi adını taşıyan ocağında piridir. Akpelit Köyü’nde Koca Haydar soyundan gelen dedeler oturmaktadır. ayrıca Koca Haydar Ocağı’nın Danişment( Birestik ), Üçpınar, Yerliçay ( Vartan ) , Uluçayır ( Vazıldan ), Bahtiyar, Karasar, Bayırüstü ( Timisi), Panik, Şigi, Hapa, Kevendüzü ( Anzagar) ,Çukuröz ( Tülünk ),Ağılcık ( Tuğut),Çakmakdüzü ( Palha )ve Beyköy ( Sevir) de talipleri bulunmaktadır. 117.

Koca Haydar Ocağı’na bağlı dedeler ,’’ Gocaoğulları/Kocaoğulları’’ ailesine mensupturlar. Soyadı Kanunu’ndan sonra ‘’Koca’’ soyadını almışlardır.

Köylüler genellikle her yıl 15-20 Haziran arası ’Kuzu yeyimi ’nde yani harman girmeden önce önce, ot deriminden topluca Koca Haydar’a gelirler.

Köy halkı, ziyaretten birkaç gün önce hazırlıklara başlar. Evler badana edilir, çamaşırlar yıkanır, sandıklardan genç kızların ve gelinlerin allı pullu entarileri çıkarılır, banyolar yapılır, kurbanlıklar hazırlanır, lokmalar ( ekmek, pide, kömbe, çörek, peksimet…) pişirilir; hazırlıklar bitince köyden çıkılır. Kurbanlık koyunlar sabahleyin erkenden çobanın önüne katılarak ziyarete yollanır. Bunların ardından yaşlılar, yatalaklar ve hastalar hariç bütün köy halkı; yani delikanlılar, genç kızlar, kucaktaki bebeler, gelinler, okul çağındaki çocuklar, torunlarının elinden tutan neneler ve dedeler yola çıkarlar. Bir buçuk –iki saat yol yürüdükten sonra Koca Haydar’a varırlar.

Ziyaret /adak yerine gelenler önce türbeyi ziyaret ederler. Türbenin eşiğine niyaz edip Koca Haydar’ın kabri başında dua ederler. Dilekte ve adakta bulunurlar. Daha sonra her aile kurbanını keser. Kesilen kurbanlar müşterek kazanlarda kaynatılır. öğleye doğru herkesin karnı acıktığı için kurbanların ciğer, böbrek, kalp … gibi sakatatlarıyla hafif bir kahvaltı yaparlar.

Etler pişirildikten sonra kemiklerinden ayrılır. Et suyu v kurban etleriyle bulgur pilavı yapılır. Pilav pişene kadar genç kızlar ve delikanlılar kendi aralarında eğlenir. Yaşlılar ağaç altlarına çekilip sohbet ederler. Adak yerinde içki içilmez, davul –zurna çalınmaz. Âşıklar saz çalarak deyişler okurlar.

Öğleden sonra yemekler hazırdır. Erkekler türbenin yanında, kadınlar türbenin alt tarafındaki söğütlükte yemeklerini yerler. Yemekten sonra topluca dua edilir. Cem adı verilen dini merasim yapılır. Köylüler biraz yorgun fakat huzurlu olarak köylerine dönerler.

 

Cöherlik

 

Cöherlik türbenin alt tarafındaki dere yatağındadır. Türbeyi ziyaret edenler dere yatağından cöher sökerler. Buradaki cöherin, yani kutsal toprağın nasıl meydana geldiğini menkıbeler bölümünde anlatacağız.

Kat kat tabakalar halinde olan bu kutsal toprak anlattıklarına göre beyazımsı renkte ve hoş kokuluymuş. Cöheri hastalar, aş-erenler, çocuk sahibi olmak isteyenler bir miktar yerler. Veya türbenin alt tarafındaki çoban pınarının suyuna katarak içerler. Ayrıca itikatlı kimseler yoğurt mayalarken, maya yerine cöher kullanırlar. Cöherle yapılan yoğurdun çok güzel bir tadı olduğunu söylediler.

 

Kutsal Söğütler

 

Türbenin hemen alt tarafında, Koca Haydar tarafından dikildiğine inanılan söğüt ağaçları vardır. Hastalar şifa niyetine ağacın yapraklarından birkaç tane yerler.

Ayrıca çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar Koca Haydar’ı ziyaret edip dilek diledikten sonra bir adet söğüt yaprağı yerler. Söylediklerine göre doğan çocukların vücutlarında söğüt yaprağı gibi lekeler olurmuş. Doğan çocuklara Haydar ismi verilir. Kız çocuklar için ad sınırlaması yoktur.118

 

Koca Haydar’ın menkıbevi hayatı

 

Menkıbe: koca haydar, yöre halkının inanışına göre Hacı Bektaş Veli ile birlikte yola çıkan Horasan erenlerindendir. Anadolu’ya geldikten sonra sarıçiçek yaylasına yerleşir. Bir tekke kurar ve halkı bilgilendirmeye başlar. Fakat bazı kimseler Koca Haydar’ı düşüncelerinden dolayı zamanın beyine şikâyet ederler. Genç haydar tutuklanır. Yıllar sonra ak saçlı ve aksakallı derviş olarak zindandan çıkar. Aksakallı derviş Hünkâr’ı ziyaret etmek için Karahöyük’e gider.

Hünkâr, Haydar’ı taa… gençlik yıllarından beri tanımaktadır. Onun çok yaşlanmış/Kocamış bir halde görünce hayret eder. ’ Haydar sen çok kocamışsın’’ der. Hünkâr’ın bu sözünden sonra Derviş Haydar’ın adı Koca Haydar olur.119

Menkıbe:

Hünkâr’ın yanından dönen koca haydar, kapanan tekkesini yeniden açarak halkı bilgilendirmeye başlar. Aradan yıllar geçer. Padişahlar değişir ve 4. Murat, Revan ( 1635 ) veya Bağdat ( 1638 ) seferine çıkar. Ordu, Sarıçiçek Yaylası’nda konaklar.

Koca Haydar, Sultan Murat’ı karşılar:

– Padişahım, gelişiniz uğurlu kademli olsun… İnşallah zaferle dönersiniz, der. Bu sözler, Sultan Murat’ın hoşuna gider, Dervişe iltifatta bulunur.

Koca Haydar, tekrar padişaha dönüp:

-Sultanım, bugün benim misafirim olunuz. Sizi ve ordunuzu ağırlayayım der. Padişah gülümser, bu ordunun çokluğuna bir de dervişin yoksulluğuna bakar… Yine de bu Türkmen kocasını kırmak istemez.

-Benim dağa taşa sığmayan yüzbinlerce kişilik ordum ve ordunun ağırlıklarını taşıyan binlerce binek hayvanım var. Sen bunları ne ile doyuracaksın, ne ile besleyeceksin, der. Koca Haydar da:

-Sultanım, sizi ve ordunuzu bağlı olduğum ocağın himmetiyle konaklarım, kimseyi de aç kalmayacak şekilde yedirir, içiririm, der.

 

Sultan Murat ‘ın ordusu türbenin karşısındaki Ordu Düzü’ne iner. Ağırlıklarını bir tarafa bırakıp dinlenmeye çekilir. Ordu dinlene dursun, Koca Haydar tenceresine bir miktar su kor, bir avuç da bulgur atar… Ocağı yakar ve tencereyi ateşe oturtur… Pilav bişer… Koca Haydar, Sultana haber verir:

Sultanım, yemekler hazır… Ordu; sofraya buyursun!

Bütün ordu, Koca Haydar’ın tenceresindeki pilavı yiyip yiyip bitiremez. Tencerenin dibinde bir miktar yemek kalır. Ocağın himmetiyle herkes doyar…

 

Sıra atların yemlenmesine gelmiştir. Koca Haydar, yanında taşıdığı küçük torbasından ot ve saman çıkarır ve atların önüne döker. Atlar, katırlar, yük taşıyan bütün hayvanlar çatlayıncaya kadar yerler yine de bitiremezler.

Sıra Padişahın özel atlarına gelmiştir. Sultan Murat’ın birbirinden güzel üç Arap atı vardır. Koca Haydar, atlardan her birinin torbasına birer avuç arpa koyar. Fakat padişahın seyisi, padişahın atlarından birinin torbasındaki arpayı alarak diğer atın torbasına koyar. Daha sonra da padişaha gelerek:

-Padişahım, atlarınızdan ikisi doydu: fakat ihtiyar dervişin verdiği arpa üçüncü ata yetmedi, hayvancağız aç kaldı, der.

-Padişah hiddetlenir. Tez o dervişi bana çağırın, boynunu vurdurayım der. Koca Haydar’ı huzura çağırırlar. Sultan Murat, Koca Haydar’a dönerek:

-Hani sen hiç kimseyi aç bırakmayacaktın… Benim Arap atım aç kalmış, der. Koca Haydar, seyisin yapmış olduğu hainliği bildiğinden ‘’Padişahım gidip bakalım, eğer seyis doğru söylüyorsa boyunum kıldan incedir’’ der.

Hep birlikte atların yanına giderler, Atlardan biri karnını doyurmuş ve torbasında bir şey kalmamıştır. İkinci at karnını doyurmuş fakat üçüncü atın hakkını yememiştir. Torbasında bir avuç arpa olduğu gibi durmaktadır. Koca Haydar, ikinci torbadaki arpayı alıp, üçüncü atın torbasına kor… Arap at da bu şekilde karnını doyurmuş olur. Padişah şaşkınlık içinde izler; daha sonra olup bitenleri Koca Haydar’a sorar. Koca Haydar da Sultana şöyle cevap verir:

-Padişahım atlardan ikisi kendi haklarını yediler, üçüncü atın hakkını öylece bıraktılar. Çünkü seyis, beni küçük düşürmek için, üçüncü atın torbasındaki arpayı ikinci atın torbasına koydu. Faka t at kendi arpasını yedi, diğerine dokunmadı. At bile haram lokma yemedi; üçüncü at da seyisiniz yüzünden aç kaldı, der. Koca Haydar’ın bu hareketi padişahın çok hoşuna gider. Seyisi cezalandırır. Koca Haydar’ın kerametine inanır, bu olaydan sonra ona daha çok hürmet eder.

 

Menkıbe

  1. Murat, Sarıçiçek Yaylası’ndan ayrılırken, Koca Haydar’a bir cariye bağışlar.’’ Sen yaşlı bir dervişsin, bundan sonra hizmetini bağışlamış olduğum cariye görsün’’ der. Cariye, Koca Haydar’ın hizmetini görmeye başlar.

 

Menkıbe

Koca haydar, tek başına yaşadığı için geyik sütü ile beslenirmiş. Her sabah geyikler yaylıma çıkar, akşam olunca da geri dönerlermiş. Koca Haydar da bunları sağar ve sütlerini içermiş.

Geyikler yaylımdan dönmüşler, Koca Haydar’ın yanına gelmişler. Koca Haydar, yanındaki cariyeye geyikleri sağmasını söylemiş. Cariye, geyikleri sırasıyla sağmaya başlamış. Sağdığı sütleri de bir tencerede toplamış. O güne kadar Koca Haydar’a sağılan geyikler, kendilerinin bir yabancı tarafından sağıldığını hissedince tenceredeki sütleri ayaklarıyla vurup devirmişler. Olup bitenleri seyreden Koca Haydar, toprağa giden sütleri boşa gitmesin diye parmağıyla karıştırmaya başlamış. Geyik sütü ile toprağın karışımından hoş kokulu ve krem renginde bir çamur meydana gelmiş. Sonra çamur kurumuş, cevher olmuş. Bugün türbenin biraz ilerisinden çıkarılan cevher bu şekilde meydana gelmiş.120

Divriği yöresindeki adak yerlerinde cöherlik adı verilen bir yer vardır. Eğer bu bir mezar veya sanduka ise toprak, ayak dibindeki çukurdan alınır. Böyle değil de Yer-Su inancına bağlı bir adak yeri ise, toprak; ağacın, kayanın, çalının… dibinden alınır. Şifasına ve kutsallığına inanılan bu toprak bir miktar yenilir.121.

Menkıbe

  1. Murat, Revan/Bağdat Seferinden zaferle döner. Dönüş yolu üzerindeki Koca Haydar’a uğrar. Kendisinden bir arzusu olup olmadığını sorar. Koca Haydar da, yanındaki küçük Hasan’ı göstererek:

– Sultanım, bu çocuğu himaye etmenizi istiyorum. Eğer İstanbul’a götürüp okutursanız çok sevinirim, der.

Sultan Murat, bu teklifi kabul eder. İstanbul’a giderken, Koca Haydar’ın dervişlerinden küçük Hasan’ı da beraberinde götürür. Koca Haydar, Hasan’ı uğurlarken, padişaha bir leğenle, bir ibrik hediye eder.

Yıllar sonra Hasan, paşa rütbesiyle Divriği’ye döner ve Gemhu  ( Akpelit ) köyüne yerleşir. Koca haydar bu dünyadan göçmüştür; tarikatı Hasan Paşa yürütür. Köylüler, hasan paşanın, Koca Haydar’ın oğlu olduğuna inanırlar. Annesi, Padişahın Koca Haydar’a hediye ettiği cariyedir. Hasan paşanın türbesi, ilçeye 22 km uzaklıktaki Üçpınar köyündedir.

 

Halk şiirimizde Koca Haydar

 

Bozuldu şu âlem düzelmez oldu

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

Sınıktır areler sarılmaz oldu

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Gönül kalktı şu âlemden bozuldu

Arnımıza kara yazı yazıldı

Sultan Hamid devri oldu ülke bozuldu

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Yüce dağlar boran oldu, kış oldu

Ağladım da ela gözler yaş oldu

Padişahlık şimdi bunda baş oldu

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Vakit geldi menzile ulaştı

Karakarga şahiniyan yarıştı

Sultan Hamid devri oldu ülke karıştı

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Şeriatı, tarikatı doğru soran yok

Kerbela aşkına can, ser veren yok

Lokman hekim gibi yara saran yok

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Zorba beğler gibi oturmuş posta

Hakkında arzuhal götürdüm dosta

Mümin olanlar da bir kara yasta

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı

 

Bu Zefil Ahmet’in güzü yaşı’çün

Muhammed’in Şehit düşen dişi’çün

Ak keşişin Yedi Oğlan başı’çün

Yetiş Koca Haydar, car sende kaldı 122

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER